16/10/2007

22.01.04

22.01.04

"bir mechul aleme giderken dünya
belki biz gercegiz belki de rüya
seni buldum ya...seni buldum ya
olsamda hem gercek hem rüya

ask midir bu bilemiyorum
sevdim ama diyemiyorum
sanki sensiz yasamiyorum
sensiz olamiyorum...

dünyaya yeniden gelmis gibiyim
dünyami askina vermis gibiyim
sevince bir baska oluyor insan
bir ömrü bir anda tatmis gibiyim... "


Sevinc gözlerini kapatip yüz yillik uykuya dalmak istesede,
bir metropol duygularin pencesinde can cekistirip perdeleniyor.
Biraz saskinlikla Nesenin Karaböcegin sesinden,unutulmuslugun
kösesine savulan ask adina ilk kivilcimlarin anisi demleniyor aksamdan geceye dogru.
Baktigim sular belki simdi narin gülücükler bekliyor, ama bilmezlermi kis günü baltayla kirmizi gelincikler kesmeye benzer bu.

Günlerimiz sallanirmi huzur ve güven icinde...?
Asma salincaklardan yildizlar düsermi yüregime bir kez daha bilmiyorum. ?
Ama gücüm yetmiyor selvi boylu duygulari bicaklamaya.
Kaskati ve sizlanmadan ikiye, ve sonra dörde bölmeye
kiyamiyorum anliyormusun..

Renkkörü niyetin alnima dokunan kirginligini yenerek
bilinmez cok ama cok uzak derelere süzmeliyim belkide..
Camurlara karismali yalnizliklar...

Ve ikindi caylarinin kadifesi hala hapis gözbebeklerimde.
Gün hala agliyor.. biliyorum bir degil iki yürek icinde,
zamanin eteginde yarinlara hickirik birikiyor..

Ve hala ismin günes kokuyor buram buram.
Ve dudaklarimda ismini kiskanan rüzgarlara inat,
bu mevsime inat evrenin her yönüne heceliyorum hala seni..


Kalem&Yaprak

16/10/2007

Ne olacak halim...

Ne Olacak halim


Sen bu satırları okurken ben cok uzaklarda olacağım...
Böyle başlardı bütün bildiğimiz mektuplar,
Biliyormusun? Bu ikimizin hikayesi,
Şu anda nerdesin, ne yapmaktasın;
Bildiğim yerlerdemisin yoksa hiç görmediğim bir evin penceresinde mi,
Sevdiklerin özlemi sardımı nicedir kalbini,
Pişman mısın başlamadıkların için, iç cekiyorsundur şimdi
Düşünüpte yazmadığın yazıpta yollamadığın mektupları saklıyormusun hala,
Kafanda hep aynı cümle biliyorum ne olacak halim,
Ah, biriktirdiğimiz bütün hevesler nasılda hızla tükendiler.
En çok kimi özledin, en çok neyi bekledin?
Şimdi düşlediklerimin neresindesin...
Dedim ya.
Bu ikimizin hikayesi...
Islandımız bütün yağmurları, dudak kanatan kalpli sızı aşklarımızı,
Bizi buluşturan kaldırımları,
İşte bütün bunları bütün bunları yazıyorum.
Ben unutmadım diye
Hatırlıyormusun sonunu değiştirmediğimiz filmleri
Hayatın gerceğidir sandığımız kabullenilmiş yenikliği
Bir ağızdan söylediğimiz en kahraman cenkliği,
Büyürken vazgectiklerimizi yada vazgeçittirdikleri seyleri,
Ne Olacak Halim...
Çabuk mu büyüdük dersin
Biliyorum..
NE Olacak Halim...
Sen bu satırları okurken, ben nerde olacağım kim bilir.
Neleri bırakmış olacağım birde,
Ne aşkları
Ne başlangıçları
Ne ayrılıkları tıpkı senin gibi.
Biliyormusun...
Tek sorum var kendimle şimdi

Ahhh
Ne Olacak Şimdi Halim....


İclal Aydın (Kızıma albümünden)

16/10/2007

Beni Sana Yönlendir

 

Beni Sana Yönlendir

Telefon numaranı bana yönlendir bundan sonra
Arayan benden duysun sesini
Ben anlatayım her günün, bütün ömrünün efsanesini
Bütün hilelerini benden bilsinler senin
Bütün yalanlarını ben söyledim sevdaların
Her ayrılığın fâiliyim bundan sonra
Ben yalancı, ben zalim, ben kaçak
Ben sözünde durmaz, ben kazandığı gün çekip giden...
Benden bilsinler; Ben her hikayenin katili.
Gamzelerine astığın suçluluğu,
Gençliğimin firâri fikrine yönlendir
Arayan benden sorsun tarihinin ağır günahlarını
Bırak benden bilsinler bu ayaklanmayı
Bütün ipuçlarını bende arasınlar bu eylemin
Bende kurulsun adaletin mahkemesi
Yakınların çeksinler ipimi
Sen yine yalancı şahit, meçhul tanık
Sen hep olduğun gibi kal yani.
Sen yine bana ödet,
Harcadığın bütün kıymetli değerlerin bedelini
Benden bilsin herkes hayata taktığın borçları
Ben bağladım masumiyeti haraca
Ben kestim bütün sevmelerin yüklü hesabını
Aşkın sesini duyduğumda kaçacağım ben
Ben bütün uyruksuz oyunların öz vatanı
Ben yalnızlığın acı sitemi
Ben eylemci, ben firâri, ben yok!
Silah kullanmam hiç. Aldatırım ben
Sen dünyanın bütün denizlerini, kuraklığının terkisine yönlendir bundan sonra
Özleyen bende baksın gözlerinin mavi demine
Bırak benden bilsinler sulak yerleşim bölgelerine giden toplu göçleri
Çağların bütün savaşlarında beni yensinler
Bende arasınlar dünyanın aşka açlığının ekolojik nedenlerini
Sen ölü kuşların kanatsız ruhlarına takılıp cennete git.
Sen yine yalan söyle.
Sen ihanet et her sevgiye yine
Sen kavgalarımın ilk tokadını atıp kaçıver kalleşçe
Sen sancı ol, deliliğimin koğuşu ol.
Yokluk ol sen yine
Benden bilsinler bu evin viraneliğini
Ben yıktım duvarlarını bütün binaların
Ben korktum yüreğimi açık etmekten
Kaçtım iste bir aşkın esaretine düşmekten
Kaçtım iste
Bütün gidişlerin sebebiyim aslında
Ben korkak, ben deli, ben tokatçı.
Ne kadar asil bir eylem de olsa
Boyun eğilmez aşka!
İçimde esaretin kütlesini duyumsadığım an
geçerim verdiğin her güzellikten.
Ben asırlık sevdaların kelepçesine tüneyen
hain kusun ta kendisiyim.
Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana
Sen en iyisi beni sırtımdan vurmakla kal
Yalnızca benden götürdüklerinden ibaret dur orada
Yalnızlığımın bas ağrıları gibi kal aklımda
Sen bana hiçbir şeyini yönlendirme sakın
Sen aslında kendini benden sakın
Hiçliğine alışmak mümkün gibi
Sigarayı bırakmak gibi yani
alışkanlığını üzerimden silkelemek
Yani ilk gün çıkmıyorsun aklımdan
İkinci gün daha çok özlediğim de doğru
Diğer günlerin halini hatırlamıyorum bile
Bildiğim bir şey var lakin;
hala ara sıra sigara gibi sabrımı yokladığım.
Dumanımda bir görünüp kaybolduğum
Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana
Batak sularımda devir dur
Ara sıra ufkumda görünüp, kır dümenini sonra
İnsanlığımın tarihine çektiğin bıçağı taşıyamıyor gururum
Yokluğuna alışmayı sanki daha hassasiyetli buluyorum
Sen en iyisi benden uzak dur
Ben yalnızlığın acı sitemi
Ben eylemci, ben firâri, ben yok!
Silah kullanmam hiç aldatırım ben!



Uğur Arslan

20/3/2007

...ve o vakit!

O vakit...



Bekle desem beni, bir çölün ortasında;
Haceri bir teslimiyet ile beklemeyi...
Ve yeni fırtınalarla içimde ki son yelkenler parçalanırken,
sığınabileceğim en emin liman olmayı...
Karamsarlığın her yanımı karanlığa boğduğun da
gönlümü aydınlatan güneşim olmayı...
Gel desem dünyanın diğer bir ucuna,
davet edenin benim diye tereddüt etmeden gelebilmeyi...
Gece üzerime çöktüğünde
Işık saçan fenerim olmayı...
Ve bulandıkça gönül sularım
onları durultacak iksirim olmayı...
Gizlenmek istediğimde
beni gizleyenim
Üşüdüğüm vakitlerde
beni örten yorganım...
Yollarımın tıkandığı ve tükendiği vakit
bana yeni yollar açanım olmayı...
Kapıların bana bir bir kapandığı vakitlerde
yeni kapılar açarak beni umutlandırmayı...
kalmak istediğimde
evim, han’ım olmayı
beni sana bağlayan prangam olmayı...
gitmek istediğimde
kanatlarım, elim, kolum, ayağım
yol gösterenim, uğurlayanım, koruyanım olmayı...
Gün gelir de herkesce yalanlandığım bir vakitte
Hatice’ce bir sadakat ile bana inanmayı
ve kovulsam
ve horlansam
ve dışlansam
ve terk etsem bende kavmimi
arkana dahi bakmadan benimle gelebilmeyi...
Uzağında kaldığımda dahi
Züleyha’nın niyazınla beni O’ndan dilemeyi...
neş’emi kaybettiğimde
coşkum, sevincim olmayı
pencere önüne sığındığımda
hüzünlerim olmayı
kederlerimi paylaşmayı
umudumu kaybettiğim vakitlerde
yeni umutları gönlüme işleyecek nakkaşım olmayı
kalbim işgale uğradığında
rehberim olmayı
kıdemli yalnızlıklarımın daralttığı vakitlerimde
arkadaşım, sırdaşım, acıdaşım olmayı
bu dünyamda eşim, zinetim, nimetim
öteki alemde hurim, nurum, huzurum olmayı
Benimle olmayı
Benim olmayı göze alabiliyorsan...

Ancak o vakit gel
Gitmemek üzere!...

...işte O vakit
Yüreğime hoşgeldin!





03.03.2006...

20/3/2007

Sarıyı seçtim Hocam...

Sarıyı seçtim hocam, sararmış ömrüm gibi...

tahta kapı önünde oturmuş beklemede
ağlar ha ağlar sivri dilin gelini
güller işlemiş sandıkta ki mendile
çantaya doldurup da kaçırmışlar denizi

ne kalıyor geriye:
eyvah ki annemin
ellerinden bir vakitler naz şerbeti içtiğim

kararmış bir avuç yüz, bir tutam yılan saçı
perişan hazinemde
ve patlıyor her sabah bir sükut fırtınası

sarıyı seçtim hocam, sararmış ömür gibi
aşk için son yudum zehr ile içtiğimi
kimselere demedim

demedim ya bilindi ağzımda ki maviden
karnemi alıverdim de bir gün ağlamışken
hayat bilgisi zayıf
dedi gözlerinde azraille öğretmen

bense rüya görmüştüm, rüyamda uçtum bile
sarıyı seçtim yine, çantada ki denizi
hatırlarım küçükken
annemin elinde naz şerbeti içtimdi

Fatma Şengil Süzer
(Kafdağı - 54. Sayısı)

20/3/2007

üç nokta

üç nokta
...

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, çok sey anlatilmak istenen ve anlatilan
her bir noktanin zerreleri adedince birer nokta daha
anlatilamayan, anlasilamayan; insanin kendine de anlatamadigi, dinletemedigi

üç nokta, aralari bin yillik mesafe
pergelin igneli ayagi bir nokta yüregimizde; diger ayagi, sabit kalemle konulmus diger noktalar arasinda gidip gelmekte
tekrar ayni noktaya dönmekte

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, söz geçirememek yürege, zincirlemeye çalismak nefsi; günahtan kaçmak, günaha batmak
üç nokta merhamet; sizin alinganliginiz, benim kirilganligim
olumsuzluk eklerinin yanlis okutulmasi

üç nokta, tereddüt kimi zaman, pervasizlik çogu zaman
üç nokta imkânsizlik, aralari muamma

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, yüregi dinlemek ara sira, konusmaktan men etmek sik sik
sevdayi çiçek gibi degil bir kursun gibi tasimak; çiçek gibi
tasiyamayacak olmak

üç nokta, Istanbulu tasiyamamak, altinda kalmak kâinatin
yardim dilemek bir dosttan ve yine kendimize ihânetimizden
ve de dostluga,
agirlastirmak yüregimizde dostlugu çaresizce

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, konusmak, hiç susmadan konusmak kendi kendine
bir cinnet üç nokta. aklini sakinmak delirmekten,
deliligini korumak aklindan
ve simdi üç nokta aglamak bir Kuran kiraatinde günahkârligina
ve de günahsizligina; olmayan çârelerine, var olan çâresizligine

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, mahkum olmak mesafelere; boyun egmek nâfileye
üç nokta, çâresiz çigliklarla uyanmak rüyadan;
açilmayan kapilari yumruklamak

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta bilmek yanlisligi ve devam etmeyi istemek yanilmaya

üç nokta yasamak baska hayatlar için; yasamaya mahkûm olmak digerlerinin hayatini ve öldürmek kendininikini.

Feride Sezer
(Ay Vakti)

18/9/2006

Fezlekede Kan



FEZLEDEKE KAN

mahremim ol ey güvercinlerin yıkadığı şafak
yüzüme kapadığım menkıbeler yoruldu
yağmurda ıslanmakta bile acemiyken üstelik
ermişlerin duasında bana yer yoktu

caddeler istavroz çıkarıyor
kişi başına hijyenik bir aşk
ve ellerimde ölü mahyalardan hırsızlama hurufat
tekil cümleler kurdum acılara tutumlu
sonra kuşlar birikti
düşe kalka birikti
ince kırık çizgilerine yaslanıp bir minyatürün
yol ayrımında hatırladım ismimi

bütün o kabile dansları kırık dökük totemler
burada işte

bu batık gemi enkazında
gökyüzünden şiir sağılmaz artık kıyamet hariç
bundan böyle yalpalar mevsimle
aşkın sırça mabedine kan kusturan berzahtan
benim kalbim mürüvvetsiz ve bir başına geçer

kim kaldı ki bu şehirde rüyası hayra alamet
lanetlenmiş karanfil bir de çocuklar elbet.


Fatma ÇOLAK

18/9/2006

Büyümek...

Büyümek Büyümeyi beklemek zor is çocuk!
Seker kavonozuna sandalyesiz erismek...
Mahallenin haylaz çocuklarina
Günlerini göstermek...
Oyuncak arabalar yerine sahicilerini sürmek...
Veya bakkala izinsiz gitmek degil ki büyümek
Büyümek sandigin aslinda bitmektir çocuk!
Bilmezsin.
Büyüdügünde,
Düslerinde uçusan hayallerini,
Artik yakalayamadigini fark edersin.
Göz açip kapayincaya dek,
Yitip gidenin zamandan baskasi olmadigini...
Ve rüyalara düsen yapraklarin,
Sadece çocuksu düslerin agirligina dayanikliligini...
Düs yapraklari güçsüzdür çocuk!
Bilmezsin.
Büyümek, düslerini satmaktir.
Büyümek,
oyuncaksiz kalmaktir.
Büyümek dizlerdeki yaralarin,
Yüreklere tasinmasi...
Büyümek acimaktir, kanamaktir,
Yanmaktir çocuk!
Bilmezsin.


alıntı