Keskin nişancı: YÖK
Keskin nişancı: YÖK 
Av. Sibel Eraslan
Bir sabah tank sesleri ile uyandık… Şehir meydanlarından, sokakların dar aralıklarına, devlet dairelerinin önünden, okulların bahçelerine kadar… Ağır paletlerini şakırdata şakırdata yürüyüp gelmişlerdi… Barikatlar, gözyaşartıcılar, tazyikli sular, joplar, siren sesleri, iç içe halka halka dolanan ve kimi neyden koruduğunu tam olarak anlamadığımız güvenlik kordonları… Kordonlar, durdurulmalar, kimlik tesbitleri…
Bir de keskin nişancılar…
Namluları orta mektep talebelerine çevrilmiş bekleyen, gözledikleri liselerden kuşun dahi uçamayacağını ispatlarcasına patlamaya hazır her türlü levazımatla donatılmış keskin nişancılar…
28 Şubat 1997 sabahı uyandık ki, onların hepsi çatılardaydı… Sokaklarımızda, caddelerde, “çıktık açık alınla” marşı eşliğinde, hayatımızın üstünden… Çiğneyerek geçiyorlardı.
Sizi bilmem ama, ben, İmam Hatip Liselerine keskin nişancı gönderen bu zihniyeti hiç unutmadım.
13 yaşındaki okullu çocukların bileklerine kelepçe takarak, güpegündüz, herkesin gözü önünde salla sırt derdest edilmeleri de hâlâ hafızamda… Avukat arkadaşların hiç susmayan telefonları ve bir karakoldan diğerine koşuşturmalarımız… Gözaltılar, baskınlar ve baskınlar…
Sokak ortasında iki taraftan kıstırılmış İmam Hatipli kızların çığrış bağrış kalaslarla dövüldüğü günler… Ve onların “Burası Türkiye” diyen annelerinin, dedelerinin, halalarının da dayak kötek nezarete atıldığı günler… “Öğrenci Velisi” olmaktan hüküm giyip hapis yatan babalar…
Neydi suçları?
Onları; “Yarasalar”… “Metastas yapmış habis urlar” haline getiren şey neydi?
Niçin “hadleri bildirilmeli”ydi onların?
Namlusu Küçükköy İmam Hatip Lisesi’ne çevrili ve tetiği ateşe ayarlanmış keskin nişancı, liseli kızlardan ne istiyordu?
Zeytinburnu İmam Hatip Lisesi’nin önünde okuluna girebilmek için bekleyen kızın saçı başı açılıp tartaklanırken, onun suçu neydi?
Üsküdar İmam Hatip Lisesi önündeki elleri kalaslı resmi görevlilerin maksadı ne olabilirdi?
Ya Bursa’daki İmam Hatip’lerin bahçesini bekleyen tanklar?
Kadıköy İmam Hatip’ten kelepçelerle toparlanıp otobüs otobüs taşınan çocuklar… Onlar ne yapmıştı?
Türkiye birincisi öğrencileriyle bilinen Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin günler ve aylarca okula sokulmayan çocukları, ya onlar hangi keskin nişancının hedefindeydiler?
Bunların hepsi bu ülkede ve gözlerimiz önünde yaşandı. Roman veya film değil!
Peki sebebi neydi tüm bunların?
Bu hadsiz öfke, bu sınır tanımaz nefret, bu pervasız kötülük niye?
Belki; Euzu Besmele, belki; Sübhaneke ve bi hamdike!
Ama her ne olursa olsun Allah’ı hatırlatan çocuklardı işte, haklarını yemeyelim… Kafamızı en çok bozan şey de buydu; Allah ve Peygamber geliyordu onları düşününce akıllarımıza.
Biçtik onları, gök ekin biçer gibi, hiç kıymadan, köklerini kazımak istercesine, hiç gözükmesinler ortada, sussunlar, gömülsünler, bir daha çıkmasınlar yollarımıza… Üstlerini demirden güllelerle bastırdık ki, sesleri solukları kesilsin… Bütün yollarını kurşundan tıpalarla tıkadık, çıkıp gelmesinler yanımıza… Ve Kırk Haramiler gibi, çarpılar koyduk kapılarının üstüne, tecrit ettik, tehdit ettik, ceza verdik, dayak attık, ağızlarını burunlarını kırdık, kan kusturduk, kanlarının en deli olduğu günlerde umutsuzluk zehri enjekte ettik damarlarına, eziyet, hakaret bini bir para, iş vermedik, işe almadık, sayfa sayfa isimlerini yazıp çeteleler tuttuk, ambargomuzu Yedi Askılara astık, çıkmıştık bir kere açık alınla…
Kaymakam, hakim, savcı, vali olmalarını önlemek için bütün yollarını kapadık. Şiir okudukları için hapse attık… Ama ne oldu? Onlardan biri kalkıp, Başbakan oldu… Prof. Teziç ne yapsın bu durumda? Değme keskin nişancıları yollamıştık halbuki biz bu çocuklara…
Ha, bu arada elbette ilgisiz bir haber: Dünyaya “keskin nişancı” tanımını öğreten baş keskin nişancı, namı diğer “Sırp kasabı” Miloşeviç, terk-i dünya eylemiş… 300.000 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyordu… Şu işe bakın ki, bu da Allah’ı hatırlatıyor insana…
Yahu; şu Allah’ı hatırlama işinden nasıl kurtulacağız biz?
0 yorum yazılmıştır