| Sonraki »

20/3/2007

Sevginin cazibesi...

Degisen bir dünyada, zoraki degisiklikler yasiyoruz. Hatta en degismez sandigimiz aliskanliklar dahi degisebiliyor zamanla...
Degismeyen tek sey galiba sevginin cazibesi oluyor...
Birde yalnizlik duygusu...
Sevginin cazibesi diyorum, cünkü sevgiyi eskittigimiz vakitlerde dahi, sevginin cazibesinden kurtulamiyoruz. Sevginin ve Sevdanin...

Ayse, Nimet, Hatice, Ebrar...
Metin, Hasan, Ihsan, Tarik...
Isimleri asabiliyoruz ama sevmenin cazibesinden kurtulamiyoruz. Sevmenin getirdigi güzellikleri cabuk unutuyor ve ayriliklardan duyulan sancilara nisbet edercesine sariliyoruz...

Hepsinden agir gelen ise, dost bildiklerimizin sorgulari oluyor.
Neden basladigini sorgulamayanlar, bitisini sorgu sual fasli ile dayanilmaz sandigimiz acilara boguyorlar.

"Neden bitti?..."
"Vah vah vah... Nekadar yakisiyordunuz birbirinize..."
"Siz bir elmanin iki yarisi idiniz...."
"Ben demistim sana, uzak dur ondan diye... Simdi hic bosuna üzülme..."

Yorumlar...
Sorular...
Ve biz adina verilen cevaplar...
Halden anlayan pek cikmiyor.

Derin kuyular kaziyoruz icimizde ve o kuyulari yine kendimizle dolduruyoruz.
Bir yanimiz eksiliyor ve asla eski coskumuza kavusamiyacagimiza iman ediyoruz.
Asilmaz sandigimiz daglar dikiyoruz yollarimiza ve geldigimiz bütün yollara dikenler ekiyoruz, dönüsü olmasin diye.
Hasret ve keder ile büyütüyoruz dikenleri, daglari ve engelleri...
Sonunda yine yapayalniz kaldigimiz hissini devlestiriyoruz icimizde.
Etrafimiz kalabaliklara bogulsada, biz yalniz oldugumuza iman ediyoruz.

Önce hüzüne boguyoruz geceleri ve zamanla hüzün kederlesiyor.
Geceleri uyuyamaz oluyoruz, gündüzleri ise uyanamaz...
Hayat gece basliyor ve günesin dogusuyola bitiyor bizim icin.
Alt üst oluyor düzenimiz...
Aliskanliklarimiz degisiyor ve tembellesiyoruz.

Zamansiz hickiriklar dügümleniyor bogazimiza,
Onu animsadikca...
Bir kücük hatira yetiyor, ona dair herseyi tekrar gündemimize tasimak icin.
Hatirlamak icin önce unutmali insan...
Unutulmaz sandiklarimizi hatirlayinca,
busefer onlari unuttugumuz icin kendimize iskenceye basliyoruz...
Ic hesaplasmalar sürüyor...
Karmasik siirler yaziyoruz ona dair...
Bazen onu, suretini ve ona dair herseyi bir harfe sigdiriyoruz.

Elif diyoruz...
Mim diyoruz...
Sin diyoruz...
Nun diyoruz...
Vav diyoruz...

Bilmeyenler anlamsiz buluyor satirlarimizi...
Zaman geliyor ve zaman geciyor.
Ilac olur dedikleri zaman...
Birgün eski misralarimizi okurken, onu degilde ona dair bir vehimi sevdigimizi anliyoruz. Daha siki baglaniyoruz anilara...
Ve daha da büyütüyoruz icimizde ki daglari...
...firtinalari
...yanginlari

Aci veriyoruz kendimize...
Sucluyoruz ve asagiliyoruz kendimizi..
Siirler, sarkilar ve öyküler biriktiriyoruz icimizde ona dair,
onun icin...
Belkide bizim icin...

Bazen telefonumuza ezberimizde duran numarasini tusluyoruz.
Ve karsi taraftan gelen "efendim" sesi ile gönlümüz bir kez daha sizliyor.
Suc üstü yakalanmis bir cocuk gibi kapatiyoruz telefonu hemen.
Ve dayanamayarak tekrar ariyoruz.
Tekrar bir "efendim"...
Ve tekrar sessizce yerine birakilan ahize...

Onu hayatimizdan cikaramadigimiz icin kendimize kiziyoruz.
Hesap vermeye kalkisiyoruz kendimize...
Iskenceye dönüsüyor bitmis bir masal...
Yetmiyor onca aci,
oturup eski mektuplari okuyoruz bir bir...
Resimleri yaktigimiz güne dair bir öfke beliriyoruz kendimize karsi, icimizde...

Kimseye anlatamiyoruz bu zulümü...
Evet zulüm...
Kendimize...

Oturup böyle yazilar kaleme aliyoruz...
Üc nokta ile soyutluyoruz kendimizce, satirlari mahrem duygulardan.
Kendimizce,
mahrem olmayanlari siraliyoruz bir bir bos bir sayfaya...
Paylasilan her kederin tükenecegine inanmak istiyoruz.
Dayanilmaz boyutlar aliyor acilarimiz...

Denizde esen poyraz biz;
Dev dalgalar olusturan...
O dalgalar arasinda bogulan biz;
hedefini unutmus bir gemi olarak...

Degismez saniyoruz makus talihimiiz.
Hüzün ile basladigimiz yolculugumuza gam ve keder ile devam etmekten bunaliyoruz.

Zaman geliyor,
ibadetlerimiz dahi aksiyor...
Aksamayan ibadetlerimizde ise ruh kalmiyor...
Biz olmaktan uzaklasiyor ve
kendimizi sahte dostluklarin kollarina birakiyoruz.

Kimimiz sigaraya basliyor,
kimimiz uykuya sariliyor...

Her gelen gideni aratiyor,
zira her gelende Onu ariyoruz...

Aranmasi gerekeni unutuyoruz.
Bulunmak isteyeni bulamiyoruz...
Bir bulsak, rahmetiyle bütün acilara son verecegini anlamiyoruz...

Dostlarin yeni sorgulari,
ve bitmek tükenmek bilmeyen ic muhasebeler yoruyor iyice...
Ve birgün...
Ansizin...
Bir ayet cikiyor karsimiza, bir dostun vesilesiyle...

(Nur Suresi 26. Ayet) Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; temiz-iyi kadınlar, temiz-iyi erkeklere; temiz-iyi erkekler de temiz-iyi kadınlara (uygun)dur. Bu (temiz ola)nlar, onların söyledikleri iftiradan uzaktır. Onlar için mağfiret ve (cennette) cömertçe bir rızık vardır.

Onca zaman sizlanmanin nekadar yersiz oldugunu görüyoruz..
En cok O´ndan utaniyoruz...
"Herseyi en iyi bilen"in O oldugunu unutmus olmanin ezikligiyle,
dua etmekten bile utanir hale geliyoruz.
Hic ummadigimiz anda bir huzur hücum ediyor gönlümüze...

(Nur Suresi 149.Ayet) Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz ya da bir kötülüğü affederseniz, bilin ki, Allah da çok affedicidir, her şeye gücü yetendir.

Ayeti ile dahada rahatliyoruz...
Affediyoruz ve unutmaya gayret ediyoruz...
Ve dua ediyoruz...

Rabbim katindan gelecek her hayra muhtacim!!! (Hz. Eyub´un duasi)

Gecikmis bir teslimiyet ile, Rabibmizin katindan gelecek hayri bekliyoruz.

(Bakara Suresi 277.Ayet) Îman edip salih (makbûl ve ecir kazandıran) iş yapanların, namazı dosdoğru kılıp, zekatı verenlerin Rab'leri katında mükafatları vardır. Onlar için hiç bir korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

Rabbimizin mahzun etmeyecegi kullardan olmanin yolunu kavramis olmanin sevinciyle eski kederlere son vermeyi arzuluyoruz...

(Bakara Suresi 216. Ayet) Olur ki (bazen) hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olur ve hoşunuza giden bir şey de sizin için şer olur(İşlerin nefse değil, Hakk'ın rızasına uygunluğu aranmalıdır.) (Hayırlı ve doğru olanı) Allah bilir, siz bilemezsiniz.

Bir kez daha utaniyoruz onca hayiflanmadan ötürü...
Bizler icin ser gönünlerde aslinda bizler icin hayr olabilecegini,
herseyin en güzelini Rabbimizin bilebilecegini unutmus olmanin ezikligi büyüyor busefer icimizde...

(Şura Suresi 28.Ayet) O, (insanlar) ümit kestikten sonra (kullarına) yağmuru indiren, rahmet (ve bereket)ini (her yere) yayandır. Övülmeye layık gerçek dost ve yardımcı da O'dur.

Ümitle ve sevgiyle Rabbimiz katindan gelecek hayri beklemeyi ögreniyoruz...
Sevgiyle,
cünkü sevginin cazibesinden yine kurtulamiyoruz...
Allah´in yoluna dönmüs olmanin huzuru ile,
"Hayat aslinda güzeldir" diyebiliyoruz...

Ve...
Birgün, ansizin Onun nisan haberiyle bir kez daha sinaniyoruz...
Aciya yelteniyoruz önce...
Sonra "Rabbimiz katindan hayr" diliyoruz...
Ve bir kez daha duaya siginiyoruz...

......

20/3/2007

...ve o vakit!

O vakit...



Bekle desem beni, bir çölün ortasında;
Haceri bir teslimiyet ile beklemeyi...
Ve yeni fırtınalarla içimde ki son yelkenler parçalanırken,
sığınabileceğim en emin liman olmayı...
Karamsarlığın her yanımı karanlığa boğduğun da
gönlümü aydınlatan güneşim olmayı...
Gel desem dünyanın diğer bir ucuna,
davet edenin benim diye tereddüt etmeden gelebilmeyi...
Gece üzerime çöktüğünde
Işık saçan fenerim olmayı...
Ve bulandıkça gönül sularım
onları durultacak iksirim olmayı...
Gizlenmek istediğimde
beni gizleyenim
Üşüdüğüm vakitlerde
beni örten yorganım...
Yollarımın tıkandığı ve tükendiği vakit
bana yeni yollar açanım olmayı...
Kapıların bana bir bir kapandığı vakitlerde
yeni kapılar açarak beni umutlandırmayı...
kalmak istediğimde
evim, han’ım olmayı
beni sana bağlayan prangam olmayı...
gitmek istediğimde
kanatlarım, elim, kolum, ayağım
yol gösterenim, uğurlayanım, koruyanım olmayı...
Gün gelir de herkesce yalanlandığım bir vakitte
Hatice’ce bir sadakat ile bana inanmayı
ve kovulsam
ve horlansam
ve dışlansam
ve terk etsem bende kavmimi
arkana dahi bakmadan benimle gelebilmeyi...
Uzağında kaldığımda dahi
Züleyha’nın niyazınla beni O’ndan dilemeyi...
neş’emi kaybettiğimde
coşkum, sevincim olmayı
pencere önüne sığındığımda
hüzünlerim olmayı
kederlerimi paylaşmayı
umudumu kaybettiğim vakitlerde
yeni umutları gönlüme işleyecek nakkaşım olmayı
kalbim işgale uğradığında
rehberim olmayı
kıdemli yalnızlıklarımın daralttığı vakitlerimde
arkadaşım, sırdaşım, acıdaşım olmayı
bu dünyamda eşim, zinetim, nimetim
öteki alemde hurim, nurum, huzurum olmayı
Benimle olmayı
Benim olmayı göze alabiliyorsan...

Ancak o vakit gel
Gitmemek üzere!...

...işte O vakit
Yüreğime hoşgeldin!





03.03.2006...

20/3/2007

Sarıyı seçtim Hocam...

Sarıyı seçtim hocam, sararmış ömrüm gibi...

tahta kapı önünde oturmuş beklemede
ağlar ha ağlar sivri dilin gelini
güller işlemiş sandıkta ki mendile
çantaya doldurup da kaçırmışlar denizi

ne kalıyor geriye:
eyvah ki annemin
ellerinden bir vakitler naz şerbeti içtiğim

kararmış bir avuç yüz, bir tutam yılan saçı
perişan hazinemde
ve patlıyor her sabah bir sükut fırtınası

sarıyı seçtim hocam, sararmış ömür gibi
aşk için son yudum zehr ile içtiğimi
kimselere demedim

demedim ya bilindi ağzımda ki maviden
karnemi alıverdim de bir gün ağlamışken
hayat bilgisi zayıf
dedi gözlerinde azraille öğretmen

bense rüya görmüştüm, rüyamda uçtum bile
sarıyı seçtim yine, çantada ki denizi
hatırlarım küçükken
annemin elinde naz şerbeti içtimdi

Fatma Şengil Süzer
(Kafdağı - 54. Sayısı)

20/3/2007

üç nokta

üç nokta
...

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, çok sey anlatilmak istenen ve anlatilan
her bir noktanin zerreleri adedince birer nokta daha
anlatilamayan, anlasilamayan; insanin kendine de anlatamadigi, dinletemedigi

üç nokta, aralari bin yillik mesafe
pergelin igneli ayagi bir nokta yüregimizde; diger ayagi, sabit kalemle konulmus diger noktalar arasinda gidip gelmekte
tekrar ayni noktaya dönmekte

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, söz geçirememek yürege, zincirlemeye çalismak nefsi; günahtan kaçmak, günaha batmak
üç nokta merhamet; sizin alinganliginiz, benim kirilganligim
olumsuzluk eklerinin yanlis okutulmasi

üç nokta, tereddüt kimi zaman, pervasizlik çogu zaman
üç nokta imkânsizlik, aralari muamma

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, yüregi dinlemek ara sira, konusmaktan men etmek sik sik
sevdayi çiçek gibi degil bir kursun gibi tasimak; çiçek gibi
tasiyamayacak olmak

üç nokta, Istanbulu tasiyamamak, altinda kalmak kâinatin
yardim dilemek bir dosttan ve yine kendimize ihânetimizden
ve de dostluga,
agirlastirmak yüregimizde dostlugu çaresizce

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, konusmak, hiç susmadan konusmak kendi kendine
bir cinnet üç nokta. aklini sakinmak delirmekten,
deliligini korumak aklindan
ve simdi üç nokta aglamak bir Kuran kiraatinde günahkârligina
ve de günahsizligina; olmayan çârelerine, var olan çâresizligine

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta, mahkum olmak mesafelere; boyun egmek nâfileye
üç nokta, çâresiz çigliklarla uyanmak rüyadan;
açilmayan kapilari yumruklamak

üç noktayi susmak mi zannettiniz siz?
üç nokta bilmek yanlisligi ve devam etmeyi istemek yanilmaya

üç nokta yasamak baska hayatlar için; yasamaya mahkûm olmak digerlerinin hayatini ve öldürmek kendininikini.

Feride Sezer
(Ay Vakti)

18/9/2006

hüznün kuşattığı ada: Mutluluk


"Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabib
Kılma derman kim helâkim zehri dermanındadır."

Mor ışıklar, bir bestenin en can alıcı notaları gibi mavi sulara düşüyor. Sular, coşkun bir melodinin raksını tutuyor, sular utanç lâcivertine bürünüyor, bu lâcivert suların üstünde, ak bir buğu yükseliyor ve kurşûni bir hüzün olarak mavi sulara geri dönüyor. Mutluğu hüzünden, hüznü de mutluluktan ödünç alıyoruz.

Geride bıraktığımız hüzünleri toplama sanatıdır, mutluluk. Kahkahalarımız, kor bir ateş gibi dudaklarımızda dalgalanıyor. Sanıyoruz ki, bütün mesele daha bol kahkahalı bir hayat. Oysa bir kahkahanın tâbirinden kaç hüzün çıkar, bilmiyoruz. Acıyı sanatın en büyük öğretmeni olarak niteleyen yazar: "Mutluluk, zevk ve başarı, kaba tanecikli kalın bir dokuda olabilir; ama hüzün yaratılmış şeylerin en duyarlısıdır. Nerede hüzün varsa orada kutsallık vardır." diye yazmıştı.

Almanların bilge yazarı

Goethe:
"Ekmeğine kederi katık etmeyenler,
Ağlamakla, sabahı beklemekle
Gecelerini tüketmeyenler
Tanıyamazlar sizi, ey göksel güçler!" demişti. Kahkahalar ruhumuzdan neleri alıp götürüyor, bilmiyoruz.

Başlangıçta ortak dilimiz, hüzün ve mutluluktu. Biz, kelimelerle dilimizi yozlaştırdık. Kelimeler çoğaldıkça diller çoğaldı, diller çoğaldıkça insanlar birbirlerinden uzaklaştı. Oysa başlangıçta hüzün ve mutluluk vardı ve bütün sözcüklerin tükendiği noktada yine hüzün ve mutluluk var. "Tuna Üstüne Söyleyen" şairin Abidin Dino?ya: "Sen mutluluğun resmini çizebilir misin?" deyişindeki hikmet de, sanırım mutluluk ve hüznün en saf izdüşümünün insanda olması ve insanın ötesine taşınamamasıdır.

Fırtına, kalıcı olduğunu sanır; oysa rüzgârların ömrü daha uzundur.
Sel, ovaya kalmak için iner; fakat ardında bir yığın kum bırakır

.

Yılan, derisinden bir tövbe ile soyunur; fakat zehrinden yepyeni bir deri boy verir.
Mutluluk bir zırh gibi gövdemizde kamaşır ama hüzün iğne deliğinden kendisine yol bulur.


Mutluluğa ant imiş, hüzünlerden azâde bir hayat sunuyor bu karton kapaklar. Okuduğum bütün kitaplarda, harflerin arkasına gizlenmiş mutluluk formüllerini aradım, tâ ki bir gün o yaman dostun: "Sen, ikinci el hayatlar okuyorsun; dolayısıyla ikinci el mutluluklar bulacaksın ve çoğu kez ikinci el mutluluklar hüznün filiz noktasıdır." deyinceye kadar. Vazgeçtim artık, mutluğun formüle edildiği paket kitaplardan. Fazla korunanın daha fazla yaralanması misâli, hüzünden kaçtıkça mutluktan da uzaklaşıyoruz.

Kâbe?yi ihram giymiş, kalbini tavaf eden bilge: "Mutluluk, huzur anlamına gelmez." dedi. "Nasıl?" dedim. "Bir bilge dünyanın bütün acılarını kalbine yüklediği için huzurludur; ama bir bencil, bütün acılara kulaklarını tıkadıkça mutlu olabilir."

Oscar Wilde, ?sa?yı anlatırken onun insanda eşitlendiğini ve insanı en yüce varlık olarak kabul ettiği için huzurun zirvesine çıktığını; ama çok az mutlu olduğunu yazmıştı. Ermişlerin; cüzzamlıların yanaklarından öpmeleriyle, yokluk sofralarında yoksulları ağırlamalarıyla, bir günahkârı yüceltirken kendilerini aşağılamalarıyla huzurun mutluktan çok daha başka bir tılsım olduğunu bizlere öğretmek istediklerini yazmıştı. Mutluluk, ruhun kendisini acıdan sakınması, koruma çabasıdır. Huzur ise ruhun adanması, acıyı hissetmesidir. "rif güle benzer de gülümser pek az." Bir cümle deviniyor zihnimde: "Mutluluk, Tanrıya, sonsuz bir minnet duymaktır."

Mutluğun yelkenleri iyice gerilmiş, hüznün rüzgârları şişiriyor mutluluğun yelkenlerini. O yaman dost: "Mutluluk, hüznün doyma noktasıdır ya da mutlulular çoğu kez demlenmiş hüzünlerdir" demişti. Mutluluk? un yazarına: "Kitabınızın adını neden mutluluk koydunuz?" diye sorulmuştu. Yazar: "İnsanlar, bir gün mutluluğun limanında sonsuza değin demirleyeceklerini düşünürler. Sonrasında hayatlarında acının ve mutsuzluğun yer etmeyeceğini düşünürler; oysa mutluk ve hüzün hayatın duraklarıdır. Yolculuğumuz sürdükçe bu duraklarda konaklayıp yolumuza devam edeceğiz." diye yanıtlamıştı. Yunus, bu sözü yıllar evvelinde söylemişti:

"Hak bir gönül verdi bana ha demeden hayran olur,
Bir dem gelir, şâdi olur, bir dem gelir giryan olur."
Bir "hüzün yılı" yaşanmış ve yetimliğe bir de öksüzlük eklenmiş. Ulu dorukların ulaşılmaz derinliklerden çıkması gibi kalbinin Yusuf kuyusundan varlığının en yüksek zirvesine çıkan Mevlevîlerin şeyhi:
"Varlık benlik gözetmemek, mutluluk o
Kopsun, Allah bir yana, tümden insan" derken bütün varlıkları öz varlığın yansıması olarak görür.

Hikmetli şiir söyleyen Nesîmi, teninden soyunmadan önce mutluğunu da hüznünü de kendisine saklar:


"Nesîmî? ye sordular kim yârin ile hoş musun
Hoş olan ya olmayam ol yar benim kime ne"

Bilirim, mutluluk, hak ettiklerimizin tam karşılığı olsaydı bunu en çok sen hak ederdin; hüzne tâlip olan yürek olsaydı, hüzün heyben çok ağır olurdu.

Mehmet Öztunç (Ay Vakti Dergisi)

18/9/2006

Fezlekede Kan



FEZLEDEKE KAN

mahremim ol ey güvercinlerin yıkadığı şafak
yüzüme kapadığım menkıbeler yoruldu
yağmurda ıslanmakta bile acemiyken üstelik
ermişlerin duasında bana yer yoktu

caddeler istavroz çıkarıyor
kişi başına hijyenik bir aşk
ve ellerimde ölü mahyalardan hırsızlama hurufat
tekil cümleler kurdum acılara tutumlu
sonra kuşlar birikti
düşe kalka birikti
ince kırık çizgilerine yaslanıp bir minyatürün
yol ayrımında hatırladım ismimi

bütün o kabile dansları kırık dökük totemler
burada işte

bu batık gemi enkazında
gökyüzünden şiir sağılmaz artık kıyamet hariç
bundan böyle yalpalar mevsimle
aşkın sırça mabedine kan kusturan berzahtan
benim kalbim mürüvvetsiz ve bir başına geçer

kim kaldı ki bu şehirde rüyası hayra alamet
lanetlenmiş karanfil bir de çocuklar elbet.


Fatma ÇOLAK

18/9/2006

Büyümek...

Büyümek Büyümeyi beklemek zor is çocuk!
Seker kavonozuna sandalyesiz erismek...
Mahallenin haylaz çocuklarina
Günlerini göstermek...
Oyuncak arabalar yerine sahicilerini sürmek...
Veya bakkala izinsiz gitmek degil ki büyümek
Büyümek sandigin aslinda bitmektir çocuk!
Bilmezsin.
Büyüdügünde,
Düslerinde uçusan hayallerini,
Artik yakalayamadigini fark edersin.
Göz açip kapayincaya dek,
Yitip gidenin zamandan baskasi olmadigini...
Ve rüyalara düsen yapraklarin,
Sadece çocuksu düslerin agirligina dayanikliligini...
Düs yapraklari güçsüzdür çocuk!
Bilmezsin.
Büyümek, düslerini satmaktir.
Büyümek,
oyuncaksiz kalmaktir.
Büyümek dizlerdeki yaralarin,
Yüreklere tasinmasi...
Büyümek acimaktir, kanamaktir,
Yanmaktir çocuk!
Bilmezsin.


alıntı